din kültürü | makaleler
kureyş’in damak zevki

“Sayın Değişim Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Cihangir Davutoğlu ve Gazete Personeli;

Gazetenizin 23.02.2008 tarihli nüshasında “Mezhebinize Göre Haramlar ve Helaller” başlığı ile yayınladığınız ve Diyanet İşleri Başkanlığı’ nın yayınladığı “Avrupa Aylık Dergi” isimli dergide yazan “Din İşleri Yüksek Kurulu” Üyesi Doç. Dr. İsmail Karagöz’ ün makalesinden referansla hazırlanan haberde, İslam dinine göre, yenmesi “helal” ve “haram” olduğu iddia edilen hayvanların bir listesi verilmiştir.

Haberinizin tamamen iyi niyetle, okuyucuyu bilgilendirme amaçla hazırlandığını, her şeyden önce deneyimli bir meslektaşınız olarak anlıyorum. Aynı şekilde, devlete bağlı “Diyanet İşleri” isimli kurumun, “Din İşleri Yüksek Kurulu” isminde bir organında görevli Doç. Dr. ünvanlı bir akademisyenin referansının sizlere oldukça güven verdiği ve bir gazeteci olarak bu Unvan ve süslü püslü isimlerin haricinde bir kaynağa başvurma ihtiyacını doğal olarak hissetmediğinizi de biliyorum.

Ne var ki, ne bu süslü püslü isim ve mevkiler ne de ünvanlar, yanlışları kapatamıyor.

Ülkemizde kendisini “İslam’ ın ruhban sınıfı” ve “hakem heyeti” ilan eden Diyanet İşleri Başkanlığı, dini sorunlara yanlı bakış açısıyla olduğu kadar, yanlış çözüm önerileriyle de maalesef kaşına kadar “şirk çamuruna” batmış durumdadır.

Haberinizin referans kaynağı olan Doç. Dr. İsmail Karagöz, yazısında etlerinin yenmesinin helal ve haram olduğunu iddia ettiği hayvanları sıralamış. Ancak bunu yaparken referans olarak Kuran’ ı değil, hadisleri-rivayetleri almış.

İslam dininin kutsal kitabı olan, “bir harfinin dahi değişmeyeceği”, “kıyamete kadar geçerli olacağı” Allah tarafından garanti edilen, “eksiksiz ve tam” , “açık” ve “detaylı” sıfatlarına ve özelliklerine sahip bulunan Kuran, inananların uyması gereken yasakları ve yapmaları gerekenleri detaylarıyla tarif eder.

Eğer, bir konuda Kuran’ da emir ya da yasak yoksa, o konu, toplumların ve kişilerin inisiyatifine terk edilmiştir.

Ancak, Musa Peygamber’ in ölümünden sonra, kendi kitapları Tevrat’ ı yeterli bulmayan ve binlerce gereksiz soruyla akılları bulandırıp daha sonra bunları kutsal kitaplarına ekleyerek Tevrat’ ı tahrif eden Yahudiler örneğinde olduğu gibi, Muhammed Peygamber’ in ölümünden sonra, Müslümanlar “namaz kılarken kolumu sinek soksa abdestim bozulur mu?” , “tuvalete hangi ayakla gireyim?” , “yıkanırken hangi duaları hangi sırayla okuyayım?” , “abdest alırken parmak aralarımı hangi sırayla yıkayayım, yıkarken ne diyeyim?” gibi binlerce ipe sapa gelmez detaylar ve sorular ile Kuran’ ı eksik bulmaya başlamışlar, ancak “huruf-ül mukatta (bazı surelerin başındaki iki ya da üç harflik ayetler)” ve “müteşabih (birden fazla anlama gelen) ayetler” sayesinde Kuran’ a bu detayları ekleyememişlerdir. Bu noktada “hadis (söz)” denilen kavram ortaya atılmış, Muhammed Peygamber’ in ölümünden tam 200 yıl sonra, kendisine mal edilen yaklaşık 1.5 milyon söz, “kutsal” kabul edilerek kayıt altına alınmaya başlanmıştır. Bu durum öyle ileri gitmiştir ki, kimi zaman bazı hadislerin Kuran ayetlerini geçersiz kılabileceği bile iddia edilmiştir. (Maalesef bu durum günümüzde halen uygulanmakta, hatta Diyanet İşleri Başkanlığı da bunu kabul etmektedir.)

Haberinizde, Doç. Dr. Karadağ, “etleri yenmesi helal olan hayvanlar” başlığı ile gayet uzun bir liste sunmuş, kimi hayvanları mezhep mezhep ayırarak “şu mezhebe göre haram bu mezhebe göre helal” diyerek tasnif etmiş. Maalesef, Karadağ’ ın bu çabası gereksiz ve Kuran’ a ters.

Şöyle ki, “eksiksiz” ve “tam” , “apaçık” ve “detaylı” , “tek bir harfi bile değişmemiş” ve “sonsuza kadar geçerli” olan Kuran, yenmesi yasak hayvanları, gayet açık ve net, kesin bir şekilde sıralamıştır.

Kuran’ ın Enam (Çiftlik) Suresi’ nin 145. ayeti bu konuyu açıklar :

“De ki: “Bana vahyedilende, yiyen birisi için şunların dışında haram edilmiş bir madde bulamıyorum: Leş, akıtılmış kan, domuzun eti -ki pistir-, ALLAH‘tan başkasına sapıkça adanmış yiyecekler.” Zorda kalan bir kimse, istekli olmaz ve sınırı aşmazsa kuşkusuz senin Rabbin Bağışlayandır, Rahimdir.”

Ayet açıkça inananlara dört şeyi yasak eder :

1- Kendiliğinden ölmüş hayvan eti (hangi hayvanın olursa olsun)
2- Hayvan kanı (“akıtılmış” vurgusuyla, tek başına kan olduğu belirtiliyor, kesilen hayvanın etinde pıhtılaşmış ve tam pişmemiş şekildeki kandan değil. Sıvı olarak hayvan kanı içmek ya da bu kandan yemek yapmak yasak.)
3- Domuz eti. (Yağı değil, bu konuyu biraz aşağıda açıklayacağım.)
4- Allah’ tan başka bir kişi veya tapınılan bir şey adına kurban edilmiş hayvanlar. (Her türlü hayvan eti olabilir, “falanca evliyanın ruhuna” , “filanca hazretin ruhuna” şeklindeki adaklar da bu kategoriye girer.)

Bu dört şey haricinde, diğer tüm hayvanların etleri Kuran’ a göre helaldir.

Bu yüzden, haberinizde Karadağ’ ın fazladan yaptığı “dini usulde kesilmemiş hayvan etleri” , “ağzının dört yanında uzun ve sivri dişleri olan yırtıcı hayvanlar ile pençesi ile avını parçalayan yırtıcı kuşların, eşek ve katırların etleri” , “Allah adı anılarak kesilmemiş hayvan etleri” , “denizde kendiliğinden ölen deniz canlıları” , “”hem karada hem suda yaşayan kurbağa, kaplumbağa, yengeç, yılan ve timsah gibi hayvanlar” vurguları, Kuran’ ın emirleriyle bağdaşmaz.

Kuran’ da hayvanın, kesiliş usulü hakkında bir kısıt getirilmez. Tek kısıt hayvanın Allah’ tan başkası adına kurban edilmemiş olmasıdır. Bu yüzden hayvanı keserken “Allah adını anmak” şart değildir, yeter ki başka bir kişi ya da tapınılan bir ilah adı anılarak kesilmesin. Yine Kuran, “yırtıcı hayvanlar” ya da “eşek, yılan, kaplumbağa vs.” gibi bir ayrım da yapmaz. Özellikle “etinin” yenmemesi emredilen “tek” hayvan domuzdur. Bunun dışındaki her hayvan, yukarıdaki iki şarta (kendiliğinden ölmüş olmaması ve başka bir kişi / ilah adına kesilmiş olmaması) uygunsa yenebilir.

Bunun dışında kalan, denizde yaşayanından, kuşuna, soğukkanlısından memelisine, evcilinden vahşisine kadar tüm hayvanların yenmesi ya da yenmemesi kişilerin ve toplumların inisiyatifine bırakılmıştır.

Bu şekilde detaylı bir “besin listesi” listesi vermek, olsa olsa diyet kitaplarında olur, kutsal kitapta değil..

Zira Kuran, “her kişiye” ve “her çağa” hitap eder. Kuran sadece Arabistan’ ın değil, bütün insanlığın kitabıdır. Kuran bu yüzden “asgari müşterek” emreder. Bu şekilde detaylı bir liste, kutuplarda yaşayan, Pasifik’ te ada devletinde yaşayan, Ekvator’ da yaşayan, Afrika’ nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan milyonlarca insanı İslam’ ın ve Kuran’ ın dışında bırakmak anlamına gelir.

Yemek alışkanlıkları kişiden kişiye, toplumdan topluma değişir.

Hadisler ise Kureyş Kabilesi’ nin ve Muhammed Peygamber’ in yeme içme alışkanlıklarını ve zevklerini kapsar sadece.

Eğer Karadağ’ ın yaptığı gibi, Kuran’ ı değil, hadisleri yeme – içme rehberi kabul edeceksek; “kabak sevmeyen kişiyi” kafir ilan etmemiz gerekir. Sirke ve balı da öyle.. Muhammed Peygamber’ in soğan ve sarımsağı hiç sevmediği hatta bunları yiyenleri yanına yaklaştırmadığını da unutmamak gerek. Hadisler ışığında yeme – içme kuralları geçerli olsaydı “kepekli ekmek” son on yılda yeni yeni moda olmazdı. Lakin Peygamber’ in muz, çilek ve dondurma yediğine dair bir hadis de mevcut değil..

Allah, zaman üstü bilgisi ile bu tip soruların ve detay arayışlarının olacağını bildiğinden, bir başka ayetle hükmünü kesinleştirip tekrarlıyor. Hac Suresi’ nin 30. ayetine bakalım :

“İşte böyle. Kim ALLAH‘ın yasaklarına saygı gösterirse Rabbinin yanında kendisi için daha iyidir. Size özellikle bildirilenlerin haricindeki tüm hayvanlar helal kılınmıştır. O halde putperestliğin felaketinden kaçının, yalan sözden sakının.”

Ayet çok açık; daha önceki ayette özellikle bildirilenlerin haricinde tüm hayvanlar helal. Ve bunların dışına çıkmak, putperestlik (şirk) ile eş değer tutuluyor, yalan söz (“hadis” Arapça “söz” demektir) den kaçınılması emrediliyor.

DOMUZ YAĞI HARAM DEĞİLDİR

Haberinizde geçmemesine rağmen, hem toplum genelinde yaygın kanı olduğundan, hem de Karadağ’ ın “su aygırının kesiliş usulü” ne değindiği halde bu konuyu “domuz eti” diye genelleyerek geçiştirmesi yüzünden bir konuya daha açıklık getirmek istedim :

Kuran domuzun sadece etini haram kılmıştır, yağını değil.

Enam Suresi 145. ayette domuzun “lahm” yani “eti” haram kılınmıştır.

Arapça “lahm” kelimesi “et” anlamına gelir. Ancak et, hem Arapça’ da, hem Türkçe’ de, hem de fiziki olarak, “adale+sinir+yağ” şeklinde genellenir.

Ancak, 145. ayette domuzun “lahm” ını (etini) haram kılan Allah, bir sonraki ayette, Yahudilere zamanında kıldığı bir yasaktan bahsederken “et” ile “yağ” kelimelerini, yani “lahm” ile “shahm” kelimelerini ayrı ayrı vermiştir.

Bir önceki ayette “lahm” (et)’ ı haram kılan Allah, bir sonraki ayette, daha önce de hem “lahm” (et)’ ı , hem “shahm” (yağ)’ ı haram kıldığını bildiriyorsa, burada kapsam söz konusu değildir.

Allah, yeme – içmede “et” ile “yağ” kavramlarını ayırmış, böylece Yahudilere daha önceden “yağ” da yasak iken, Müslümanlara “sadece” eti haram kıldığını vurgulamıştır.

Bu yüzden domuzun eti yasak iken, yağı yenilebilir, tüketilebilir. Yine aynı şartlar (kendiliğinden ölmüş olmamak ve Allah dışında bir başka isim anılarak kesilmemek) geçerli olmak kaydıyla.

Konu hakkında sizleri bilgilendirebildiysem, ne mutlu bana.

Çalışmalarınızda başarılar dileklerimle.

26.02.2008
Kaan GÖKTAŞ
Gazeteci,
Teoloji Araştırmacısı Yazar.”

  1. aklinikullan posted this