” Seni bir sapkın olarak bulup doğruya iletmedik mi?” (Duha - 7)
İbrahim Peygamber’ in inşa ettiği “Allah’ ın evi” Kabe’ de, Mekkeli Araplar’ ın tapındığı 360 put vardı. Her güne bir put.. Kimisi kadere hükmediyordu, kimisi kedere.. Dişili, erkekli, kimi birbirinin karı-kocası olan 360 put.. En meşhurları Manat, Lat, Uzza.. “Allah’ ın kızları” diyorlardı onlara..
Her güne bir put olsa da, her Mekkelinin, her arabın önem verdiği, diğerlerinden üstün tutuğu bir put vardı.. Kimi onun önünde koyun kurban ederdi, kimi ona seferden dönen kervanının taşıdığı yüklerinin en değerlilerini sunardı hediye olarak, kimi ipek şallara sarardı putunu, kimi saçından kestiği tutamı bırakırdı kurban olarak önündeki sunağa..
Kervanlarında refakatçilik yaparken, kendisini beğenen ve evlenen Hatice ile düğünlerinin ardından Muhammed de gitti Kabe’ ye.. Putlardan birinin önünde, kestiği kurbanın etini sundu ona..
“Biz böylece sana katımızdan bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir iman nedir bilmezdin. Ancak onu, dilediğimiz kulları doğruya ulaştıran bir ışık kıldık. Sen elbette doğru yola kılavuzluk ediyorsun” (Şura - 52)
“Cahiliye” diye adlandırılan İslam öncesi Mekke döneminde “Allah” inancı vardı. Bütün putların “babası” olan bir ilah.. Ancak o ilah öyle ulaşılmaz, öyle yüceydi ki, ona ulaşmak isteyen Araplar, kendilerini Allah’ a ulaştırmaları için putları aracı olarak kullanıyorlardı..
Putlar, kendilerinin birer “insan” olarak ulaşamayacakları Allah’ a, onlar için şahitlik edeceklerdi..
Şefaat..
“De ki, “Tüm şefaat ALLAH’a aittir.” Göklerin ve yerin yönetimi O’na aittir. Sonra O’na döndürüleceksiniz.” (Zümer - 44)
Elçilik ile görevlendirilmeden önce, Muhammed de uymuştu onlara..
O da kurban kesmişti, odundan yontulup insan sureti verilen puta..
O da şefaat ummuştu..
“Manat, Lat ve Uzza.. Muhakkak ki onlar yüce turnalardır. Ve kendilerinden şefaat umulur.” (Şeytan Ayetleri)
Ta ki, Allah’ tan ilk vahyi alana kadar..
Devamı geldi..
“Başka bir şeyi uydurup bize yakıştırman için neredeyse seni sana vahyettiğimizden ayırıp saptıracaklardı. İşte o zaman seni dost edineceklerdi. Seni sağlamlaştırmasaydık, onlara neredeyse bir parça meyledecektin. O zaman da hayatın ve ölümün azabını katlayarak sana tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.” (Beni İsrail / İsra - 73,74,75)
Muhammed Peygamber de bir insandı.. O da günah işledi.. O da milyarlarca insanın düştüğü hataya düştü.. Allah ile arasına elçi koymaya o da meyletti..
” Nitekim, İbrahim’in dinini Allah’tan başkalarına tanrılık yakıştırmayarak (bir monoteist olarak) izlemen için sana vahyettik; o asla putperestlerden olmadı.” (Nahl - 123)
İlahi emir, “tek tanrıcılık” gerçeği her insan gibi onu da kapsıyordu..
” Biz sana apaçık bir zafer verdik. Ki ALLAH, geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın ve seni doğru yola iletsin.” (Fetih - 1,2)
O da bir “insan” dı..
O da günah işlemişti..
O da hataya düşmüştü.. Sapmıştı..
Allah’ ın son elçisi olarak, Allah ile kulu arasında, rahman ile rahim arasında aracılık mevkisi onunla kalktı..
Kabe’ deki putları o kırdı..
Ondan 1400 yıl sonra..
İslam alemi yine onun zamanındaki yanlışın içerisinde..
Bu defa Mekkeliler gibi “Allah’ ın kızlarının” taştan, odundan heykelleri yok karşısında müslümanların..
Hristiyanlar gibi “Allah’ ın oğlu” da yok..
“Tanrılaştırılan, tapılan, şefaat umulan” Muhammed Peygamber var..
Peygamber’ i put edinmişler..
“Ulaşamayacakları” Allah’ a kendilerini yakınlaştırsın diye..
Gazeteden bir haber; “Kutlu Doğum Haftası nedeniyle camiye getirilen sakal-ı şerif için izdiham yaşandı. Binlerce Müslüman, sakal-ı şerife yüzlerini sürmek, onu öpmek için birbirleriyle yarıştı..”
Sakal-ı şerif..
Bir adet sakal teli..
Bir adet kıl..
1400 yıldır bozulmadan, çürümeden, yok olmadan durduğuna inanılan bir kıl..
Ve o kılın önünde kuyruk olan, dualar eden, yüzlerini ona sürmek için birbirlerini ezenler.. “Müslümanlar..”
Kendisinden “şefaat” umdukları, “aracılık bekledikleri” insan Peygamber..
O Peygamber’ e, Allah “son vahiy” olan Kuran’ da “ultimatom” vermiş..
Onunla birlikte bütün insanlık alemine.. Son kez.. Tekrarı olmadan..
“ALLAH’ın dışında şefaatçiler mı edindiler? De ki, “Onlar hiçbir şeye sahip değilseler ve düşünemiyorlarsa da mı?”” (Zümer - 43)
Sakal telinin, muhafazasına yüz sürülen kılın önünde “şefaat” kuyruğuna girenler..
Düşünemiyorlar mı?
” Biz bu kitabı sana gerçekle indirdik, öyleyse ALLAH’a kulluk et; dinini sadece O’na has kılarak.. Kesinlikle, din sadece ALLAH’a aittir. O’nun dışındakileri dostlar olarak edinenler, “Onlar bizi ALLAH’a daha fazla yaklaştırsın diye biz onlara tapıyoruz.” (derler). Ayrılığa düştükleri bu konuda onların arasında ALLAH karar verecektir. De ki, “Dini yalnız ALLAH’a has kılarak O’na tapmakla emredildim.” De ki, “Dinimi yalnız ALLAH’a has kılarak O’na tapıyorum.” Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Din de sürekli sadece O’nundur. ALLAH’tan başkasını mı sayıyorsunuz?” (Zümer - 2,3,11,14; Nahl - 52)
İnsan yazması kitapları, Allah’ ın kelamı Kuran’ a tercih edenler, Allah’ ın hadisini (sözünü), Peygamber’ e ait olduğunu iddia ettikleri hadisten (sözden) daha geride görenler..
Tek ve en büyük dayanakları..
Yine Allah’ ın kelamı..
” İnananlar! ALLAH’a uyun, elçisine uyun; sizden görev başında olanlara da. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz onu ALLAH’a ve elçisine havale ediniz. ALLAH’a ve ahiret gününe inanıyorsanız… Bu, sizin için daha iyi ve en güzel çözüm yoludur.” (Nisa - 59)
Diyorlar ki, Allah, bir konuda anlaşmazlığa düşülmesi halinde konunun Peygamber’ e havale edilmesini emretmiş..
Yani hadislere uymamızı..
Oysa unutuyorlar.. Unutturmaya çalıştıkları kitap, Kuran, yaşayan, nefes alan, her kelimesi bir mucize içeren bir metin..
Bakın, perdelemeye çalıştıkları, inanan ile Allah arasına “hadis perdesini” örtmeye çalıştıkları Kuran, nasıl kaldırıyor perdeyi..
Sıkı durun ! Bu, bir mucizedir !
Ne demiş Kuran; “bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’ a ve elçisine havale edin.”
Peki, ya elçiye havale konusunda anlaşmazlığa düşersek?
” Bu mesajın herhangi bir bölümünde anlaşmazlığa düşerseniz hüküm ALLAH’a aittir. Rabbim ALLAH işte böyledir. Ben O’na güvendim ve O’na yönelirim.” (Şura - 10)
Elçi hayattaysa, yaşıyorsa, sorunun çözümünü ona götürüyorsun.. Kuran’ ın nüzul (indiriliş) sebepli açıklamalarında onlarca ayetin, Peygamber’ e gelip sorunlarını dile getiren, ona soru soran kişilerin sorularına, sorunlarına cevap olarak indiği yazar.
Elçi hayatta değilse, yaşamıyorsa, ona isnat edilen hikayeler, rivayetler varsa ve bu konuda da anlaşamıyorsan..
Tek hüküm kaynağı kalıyor geriye; Kuran !
Zaman üstü bilgisiyle Allah bunu 14 asır öncesinden görerek söylüyor..
Elçi hayattaysa ona arzet.. Ben onun ağzından, irademi ortaya koyayım..
Elçi hayatta değilse, detaylı, tam, hiç bir şeyi dışında bırakmamış olan Kuran’ da tek yetki..
Çünkü, elçinin hayattayken söylediği iddia edilen sözler konusunda da ihtilaf var..
“Aklını kullanan bir toplum için ayetleri böyle detaylı açıklarız.” (Rum - 28)