içinizde evli olanlar, çoluk çocuk sahibi olanlar vardır.. ya da evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı isteyenler.. onun hayalini kuranlar.. oğlunu, kardeşini, yeğenini canı gibi sevenler.. parmağına diken batsa, yüreğinde acısını hissedenler..
hiç oğlunuzun, kardeşinizin, yeğeninizin.. ya da Allah kısmet ederse, doğacak oğlunuzun serçe parmağını, sebepsiz yere, durup dururken kestirmeyi düşündünüz mü?
aranızda doktor olanlar da vardır.. ya da doktor olacaklar.. doktor olmak isteyenler.. olmak isteyip de olamayanlar..
doktorsanız ya da doktor olacaksanız, olmak istiyorsanız.. ya da hayalinizdeki meslek doktorluksa ama olamadıysanız.. düşünün..
bir çift geliyor, ellerinden tuttukları dört-beş yaşlarında sevimli bir afacanla birlikte.. ufaklığı da ikna etmişler.. kulak memesini kesmenizi istiyorlar sizden.. hiç bir tıbbi gerekçe yokken, kulak memesinin bir işlevi yoksa dahi kesmeniz için de bir sebep yokken.. ailenin dediğini yapar mıydınız? yoksa bunun yasalara, tıp etiğine uygun olmadığını mı söylerdiniz?
“sünnet” hadisesinden bahsediyorum..
“sünnet” ameliyatının kökeni ile ilgili olarak elimizdeki “dinsel” kaynaklar “tevrat” a dayanıyor. (¹) buna göre, sünnet ibrahim peygamber ile Allah arasında yapılan bir anlaşmanın sembolü..
“Sen ve senden sonra zürriyetinle benim aramda tutacağınız ahdim
budur, aranızda her erkek sünnet olacaktır… ve gulfe etinden sünnet olunmamış
sünnetsiz erkek varsa, o can kendi kavminden kesilecektir, o benim ahdimi
bozmuştur…” (Tevrat - Tekvin 17:9-14)
bu anlaşma ile sünnet, israiloğulları soyunun Allah ile yaptığı anlaşmanın sembolü haline geliyor. bu anlaşma ve kural gereğince, yahudilik’ te sünnet bir kural.. “kutsal” kitaplarında yazan bir emir.. tevrat’ ın diğer bölümlerinde Allah’ ın musa peygamber’ e ve onun ölümünden sonra israiloğulları’ nın başına geçen yuşa’ ya iki kez daha “kavimlerinde bulunan sünnetsiz her erkeğin sünnet ettirilmesi” emri verdiğini okuyoruz.
hristiyanlık’ ta ise sünnet bir kural değil. her ne kadar tevrat , “eski ahid” ismiyle hristiyanların kutsal kitaplarından biri olsa da, isa peygamber’ e atfedilen ve incil’ de geçen bir söz nedeniyle, hristiyan ruhbanları sünnetin hristiyanlık için bir emir olmadığı kanaatine varmışlardır.
sünnetin bir dini emir olduğu yahudilik dininin peygamberi, musa peygamber, mısırlılar tarafından büyütüldüğü için sünnetli değildi.
sünnetin bir emir olarak kabul edilmediği hristiyanlık dininin peygamberi, isa peygamber, yahudilik soyundan geldiği için küçükken sünnet edilmişti.
sünnetin bir emir olmamasına rağmen uygulandığı müslümanlık dininin peygamberi, muhammed peygamber’ in sünnetli olup olmadığı konusunda ise iki rivayet vardır. bunlardan biri, muhammed peygamber’ in sünnetli olarak doğduğu, diğeri ise 8 yaşındayken amcası tarafından sünnet ettirildiğidir.
sünnet, müslümanlık için bir “emir” değildir. sünnet, müslümanlığın tek referans kitabı olan kuran’ da yer almaz. “unutkan olmayan” Allah, “açık” , “tastamam” , “detaylı” , “her şeyi içeren” kuran’ da müslümanlara sünnet olmayı emretmemiştir.
peki, sünnet neden müslümanlık’ ta uygulanıyor?
bunun iki sebebi var.. birincisi; sünnet, “klasik itikatte” olan müslümanlar için bir “sünnet”..
müslümanların sünnet olması gerektiğini içeren ve muhammed peygamber’ e atfedilen bazı rivayet-hikayeler mevcut.. (hadisler konusundaki tavrımız ve fikrimizi, hangi hadise inanıyorsunuz yazısında uzun uzun tartışmıştık)
bunlardan en belirgin olanında muhammed peygamber, müslümanlara en başında “sünnet olmanın” yer aldığı belli başlı bazı emirler veriyor. yine hadis-rivayet kitapları, muhammed peygamber’ in söylediğini iddia ettikleri bazı sözlere yer veriyorlar (²)
bu sözlere karşın, müslümanlığın tek referans ve buyruk kitabı olan kuran’ da ise insan anatomisi ve sonradan yapılan müdahaleler ile ilgili olarak şu ayetler yer alır :
“Hiç kuşkusuz biz, insanı en güzel yapıda yarattık.” (Tin, 4. ayet)
“Yeri sizin için yerleşim alanı, göğü çadır kılan ve sizi biçimlendiren -ve O sizi ne güzel biçimlendirdi- ve sizi temiz şeylerle besleyen Allah’tır. İşte Rabbiniz Allah budur. Dünyaların Rabbi Allah ne kutludur!” (Mümin [Ğafir], 64. ayet)
peki sünnet geleneği müslümanlık’ ta nasıl yer almaya başladı?
muhammed peygamber’ in küçükken sünnet ettirildiğini anlatan hikaye doğru ise (islam’ da kural olarak sadece kuran ayetlerini kabul ediyoruz. hadis rivayetlerinin ise bir çoğunun gerçekliğinden şüpheliyiz. kendi içinde ve kuran’ la çelişmeyen küçük bir kısım hadis rivayetlerinin ise gerçek olduklarını kabul etsek bile, bunları kuran’ ın men etmesinden ötürü dini emir olarak kabul etmiyoruz. doğru olma ihtimali olan, çelişkisiz bu rivayetler sadece bize dönemin idrak yapısı, fiziki şartları gibi konularda fikir verebilir, emir değil) inanmayan cahiliye devri araplarının da sünnet geleneğine sahip olduğunu çıkarabiliriz. kaldı ki sünnetin, islam’ dan ve hatta yahudilik’ ten önce de mısırlılarda araplarda uygulanan bir gelenek olduğunu belirten bilimsel kaynaklar ve buluşlar mevcut. (³)
bu yüzden, eğer muhammed peygamber, islam daha indirilmeden sünnet ettirildiyse, sünnetin arapların hiç değilse bir kısmında uygulanan bir gelenek olduğu kabul edilebilir. kuran’ daki (bir kısmını biraz sonra göreceğimiz) açık hükümlere rağmen, muhammed peygamber’ in sünneti yasak ettiği ile ilgili hiç bir rivayet ise mevcut değil. bu durumda, bu rivayetlerin zaman içinde (ilk hadis kitabının muhammed peygamber’ in ölümünden 200 yıl sonra keleme alındığını bir kez daha hatırlarsak) yok edildiğini veya kayda geçirilmeden şahitlerinin yok olduğunu düşünmemiz için hiç bir engel yok.
ancak, kuran’ ın da haber verip doğruladığı bir gerçek var.. islam’ a sızan yahudiler..
muhammed peygamber henüz hayattayken, yahudilerin bir kısmı, islam’ ı kendi dinlerindeki gibi bir ruhban sınıfına tabi etmek için çabalara giriştiler. yahudilik’ te var olan “kabala” inancına göre, tevrat’ ın şifrelerinin, geleceğe dair bilgilerin yer aldığı “kabala” isimli bir kitap, sadece sayıları belli olan ve kendilerine “kabala rahipleri” denilen bir üst ruhban sınıfının elinde bulunuyor, kabala rahipleri, sadece kendilerinin bildikleri bu kitapta yazılı olduklarını iddia ettikleri hüküm ve bilgiler ile yahudiler içinde ayrıcalıklı bir konuma sahip oluyorlardı. içeriğini bilmedikleri kitaptaki hükümler için iki dudaklarının arasından çıkacak kelimelere muhtaç olan din mensuplarının varlığı, kabala rahiplerini çok imtiyazlı bir konuma getirmişti.
yahudiler, kuran’ ın da sırlarına vakıf olarak, yeni bir kabala kitabı üretmek istediler. böylece, muhammed peygamber öldükten sonra ellerinde bulunan bu sırlarla, müslümanlar üzerinde de hakim olabileceklerdi.
muhammed peygamber hayattayken, müslüman olmuş gibi davranan yahudiler, başta huruf-ül mukatta olmak üzere, kuran’ ın sırlarını öğrenmek istediler. ancak buna vakıf olamadılar.
kuran’ ı “kabala” haline getiremeyen yahudiler, bu yüzden ikinci planlarını devreye soktular. kuran’ ın sırlarına erişemiyorlarsa, halkı kuran’ dan uzaklaştırmak, hadis yoluyla bir ruhban kesimi oluşturmak..
yahudilerin, muhammed peygamber öldükten sonra, bir çok geleneklerini hadis rivayetleri yoluyla islam’ a geçirdikleri bilinmekte..
ayrıca “kuran’ a abdestsiz dokunulmaz, kuran insanı çarpar, kuran’ a regl olan kadın dokunamaz, kuran illa ki arapçasından okunur, kuran okunmadan önce falanca dualar edilir, kuran anlamak için okunmaz okunmak için okunur” gibi bir çok uydurma kuralı da “hadis” ismiyle islam’ a sokarak halkın kuran’ dan uzaklaşmasını ve yaratılan “ruhban” molla sınıfının dudaklarından dökülecek “fetva” lara muhtaç hale gelmesini sağladılar.
işte “sünnet” denilen cerrahi operasyon da, yahudilerin oyunlarından biridir.
yahudiler, uydurma rivayetlere islam’ a soktukları sünnet sayesinde, hem kendi dinlerini ve kutsal kitaplarını, kuran’ dan daha detaylı gibi göstermeye çalışmışlar, hem de kendilerinin olmak zorunda oldukları sünneti, müslümanlara da yayarak, müslüman taklidi yaparken fark edilme olasılıklarını dao rtadan kaldırmışlardır.
şimdi dönelim kuran’ a..
“ Öyleyse sen yüzünü içtenlikle dine çevir; Allah, insanları hangi fıtrat/ doğa üzere yaratmışsa, o doğallıkla, -Allah’ın yaratmasında hiçbir değişme yoktur- işte dosdoğru din budur, ama insanların çoğu bilmez.” (Rum, 30. ayet)
kuran, tevrat’ ın büyük çoğunluğunun değiştirildiğini ve ilahi halinden uzaklaştırıldığını belirtir.
“Onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Halbuki onların bir kısmı, Allah’ın sözünü işitip kavradıktan sonra, bile bile onu değiştirirlerdi. (…) Ellerinin yazdığından dolayı vay hâline onların. Kazandıklarından dolayı vay hâline onların!” (Bakara, 75-79. ayetler)
kuran’ ın tahrif edildiğini belirttiği tevrat’ ta geçen kıssaların bir kısmı, belli başlı benzerliklerle (ama hiç biri “aynen” olmadan) kuran’ da da geçer. kuran, tevrat’ ın hangi kısımlarının değiştirilip, hangi kısımlarının sabit kaldığının listesini vermediğinden, böylşe bir listeye gerek de olmadığından, biz tevrat’ la kuran’ ı karşılaştırarak, kuran’ da tasdik edilen kısımların tevrat’ ın değiştirilmemiş kısımları olduğunu çıkarıyoruz. kuran’ da yer almayan ya da farklı olarak yer alan kıssaların ise tevrat’ ın değiştirilmiş kısımları olduğu mutlak.
“ … De ki: “Halka bir hidayet ve ışık olarak Musa’nın getirdiği kitabı kim indirdi –ki göstermek için onu kâğıtlara yazdığınız hâlde çoğunu gizliyordunuz. Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyleri onun yoluyla öğrendiniz” (Enam, 91. ayet)
kuran, ibrahim peygamber’ in hayatından tevrat’ ta da yer alan bir çok kıssaya, (kısmen düzeltilmiş) olarak yer verir. ancak, tevrat’ ta belirtilen “sünnet ahdi” kuran’ da yer almamıştır.
bu yüzden kuran’ da ibrahim peygamber’ in yolunun izlenmesini belirten ayet, tevrat’ ta geçip kuran’ da tasdik edilmeyen, yani gerçekliği oldukça şüpheli olan “sünnet” emrini kapsamaz.
“Nitekim İbrahim’in dinini bir tektanrıcı olarak izlemen için sana vahyettik; o asla putperestlerden olmadı.” (Nahl, 123. ayet)
tüm bu veriler ışığında, sünnet kuran’ ın ve islam’ ın bir emri değildir.
sünnet, islam’ a sonradan sokulmuş bir yahudi geleneğidir.
Allah, kuran’ da insanı en mükemmel şekilde yarattığını söyler. Allah’ ın yarattığı anatomiyi, keyfi olarak bozmak, kuran’ a ve Allah’ ın emirlerine aykırıdır.
son söz olarak;
“Allah kendisine lanet etmiş ve o da (şeytan) “Elbette senin kullarından belli bir pay alacağım” demişti. “Onları saptıracağım, onları kuruntularla oyalayacağım, hayvanların kulaklarını yarmalarını (böylece etlerini haram etmelerini) emredeceğim, Allah’ ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim. “ Kim Allah yerine şeytanı dost ve egemen edinirse, apaçık bir kayba uğramıştır. ” (Nisa, 118 ve 119. ayetler)
edip yüksel, “mesaj” isimli kuran çevirisinde bu ayet için şu açıklamayı yapar :
“Sünnet denilen merasimle çocukların cinsel organlarını kesenler (Afrika ülkelerinde kız çocuklarının klitorislerini sünnet edip cinsel organlarını parçalayanlar) sağlık açısından gereksiz olan bu ameliyatla hem çocuklara acı çektirmekte ve hem de insanın yaratılışında Tanrı’nın hata yaptığını ima etmektedirler.
Kuşkusuz, çocukların penislerinin derisi Tanrı’nın yaratılışında bir anomali değildir; normal bir durumdur. Sünnetçiler Tanrı’ya karşı meydan okur: “Ey Tanrı, yüce yaratıcı, her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen rabbimiz, sen en iyi biçim verensin, evrenin yaratanısın. Ne var ki, ey Tanrı, sen bizim penislerimizi yamuk yaratmışsın. Senin işlediğin hatayı usturalar ve makaslarla BİZ düzelteceğiz. Penislerden kan akarken ve çocuklarımız çığlıklar atarken senin büyüklüğünü anacağız rabbimiz!”
Erkek ve kız çocukları üzerinde sünneti uygulamak isteyenler sürekli olarak yeni sebepler uydurmaktadırlar. Mastürbasyonu veya cinsel yollarla bulaşan hastalıkları engellemek ilk önerilen sebeplerdi. Daha sonra bunlara birçok sebep daha eklendi: yatağa işemek, kanseri engellemek, AIDS’e karşı korunmak gibi… Ne var ki, tıbbi araştırmalar sünnetin bir yararı olmadığını ve hatta çocuklara dayatılan bu ameliyatın onların psikolojik gelişmelerinde olumsuz etkilere yol açabileceğini göstermektedir. Sünnet sonucu sakatlananların ise sayısı belli değildir.
İşin ilginci, hadis kitapları, Peygamber döneminde müslüman olanların sünnet olduklarına dair hikayeler nakletmeyi unutmuşlardır. Ebu Bekir, Omer yahut Hamza bugün müslüman olsaydı, bizim müslümanların ilk yapacağı işlerden biri onları bir sünnetçiye teslim ederek cinsel organlarını kana bulamak olacaktı. Sünnilerin kutsal hadis kitaplarından Ahmed B. Hanbel’in müsnedi, Osman bin el-As’ın sünnet törenine katılmayı reddettiğini ve bunun bir bidat olduğuna inandığını rivayet eder. Ünlü Taberi, Halife Abdul Aziz’in, cizye vermekten kurtulmak için İslam’ı kabul eden Horasanlıların sünnet edilmesi önerisine karşı çıktığını rivayet eder. El-Nevevi, İbn-i Munzir’den alıntı yaparak sünnet etmenin bidat olup olmadığını tartışır. Kısacası, ehl-i Sünnet kaynakları, her şey gibi bu konuda da çelişkilerle dolu.
Sakat doğan çocuklar üzerinde yapılan ameliyatlara ne demeli? Kuşkusuz, bireylerin ve toplumların günahları ve aşırılıkları sonucu, veya bir sınav amacıyla, sakat olarak doğan çocuklar bir anomali olup, ameliyat yoluyla onları Tanrı’nın asıl yaratılışına uygun bir hale sokmak kınanamaz. Ayrıca, “peki tıraş olmanın hükmü nedir?” diye soru yöneltenlere çük kesme ile kıl kesme arasındaki farkı anlatmalı mı bilmiyorum?
Muhammed peygamber insanları sünnet etmek için halklara elçi olarak gönderilmedi. Çocuklara karşı işlenen bu suç artık tarihe gömülmeli.”
———
dipnotlar :
(1) Dini ve Tıbbi Açıdan Sünnet - Prof. Dr. Hakan Hadi Kadıoğlu, Doç. Dr. İbrahim Hakkı Aydın, Dr. Eyüp Bekir Yazıcı
(2) “Ebu Hüreyre anlatıyor: Rasülüllah buyurdu ki: “Fıtrat beştir: Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, bıyığı kesmek, tırnakları kesmek, koltuk altını yolmak.” (Bu rivayet, Buharî, Müslim, Muvatta, Tirmizi, Ebu Davud, ve Nesâî’de yeralmıştır.)
“Ebu Hüreyre anlatıyor: Rasülüllah buyurdular ki: İbrahim Kaddum’da seksen yaşında olduğu halde sünnet oldu” (Bu rivayet Buhari ve Müslim’ de yer alır.)
“Yahya İbn Said’in anlattığına göre, Said İbn-ül Müseyyeb’ten şunu işitmiştir: Hz. İbrahim, misafir ağırlayan ilk kimse idi, keza o ilk sünnet olan kimseydi. Bıyığını kesenlerin ilki, saçında aklık görenlerin ilki de o idi. Ak saçları görünce ‘Ya Rabbi bu nedir?’ diye sormuş; Rabbi de ‘Bu vakardır ey İbrahim’ demiş. O da: ‘Rabbim öyleyse vakarımı artır!’ diyerek duada bulunmuştur.” Rezin şunu ilâve etmiştir: “Bu sırada Hz. İbrahim 120 yaşındaydı. Bundan sonra 80 yıl daha yaşadı.” (Bu rivayet Muvatta, Sıfatünnebiy’de yer alır.)
(3) a.g.e
* yazının başlığı ile ilgili : “maşaallah” (ma’şa Allah), “Allah’ ın dilediği gibi” , “Allah istemiş” manalarına gelir. Allah’ ın yarattığı anatomiyi, onun emrine rağmen bozduktan sonra sünnet çocuğuna “maşaallah” yani “Allah’ ın istediği gibi” demek apayrı bir ironidir.