televizyonla fazla aram yok. ancak geceyarısından sonra, bilgisayar başındayken “gürültü” olsun diye açıyorum. genelde tercihim habertürk oluyor. çok sevdiğimden falan değil, o saatte tekdüze insan sesi fazla kafa yormuyor, dikkat dağıtmıyor. ancak ilgimi çeken bir şeyler duyarsam kulak kabartıyorum. geçen akşam da böyle oldu. “kuran, ayet…” kelimelerini duyunca kulaklarımı diktim… ezoterik sunuşlar üzerine kurulu bir programın (serdat turgut idi sunucularından biri…) konuğu… şu “meşhur” ömer çelakıl… hani “kuran’ın şifreleri” ile ortaya çıkan “müslüman” kabalacı… gerçi sanırım o zırvalarından pişman olmuş ya da “kehanetlerinin” bir bir elinde patladığını görünce kıvırma yolunu seçmiş ki, gelen bir kaç soruya ki, sorular “şu yıl kıyamet kopacak demiştiniz, bu yıl deprem olacak demiştiniz” gibi aslında kıvırmaya çok da müsait olmayan sorulardı, “esnek ve oynak” cevaplar vererek geçiştirdi… “efendim ben onu bir röportajımda söylemiştim, olacak dememiştim olabilir demiştim…” işi sosyete falcılığına dökersen, iyi atacaksın. tutturman şart, rezil olursun. tutturabileceğin şeyler söyle, ne bileyim “referandumda evet çıkacak” de… sonra “bildim” diye kasıl. ya da ihtimalleri azalt.. iki seçeneği olan şeylerden birini seç ki, işkembeden atttığın herze işkembeden tutsa bile övünmeye yüzün olsun. ya da nostradamus gibi yap… en temizi… sen “askeriyenin şifresi gibi” söyle laflarını, herkes başka türlü yorumlasın. bak vanga nine’ye, daha kopmadı üçüncü dünya savaşı… az kaldı, üç ay sonra yüzüne bakan olmaz vanga’nın.
tabi işin bu kısmı, üzerinde durmaya bile değmeyecek hadise aslında. bu işlere soyunup rezil olan tek yaş bakla o değil… kuran’da şifre ararsan, kuran seni rezil eder. kuran’da kehanet ararsan, aradıklarının içinde boğulursun. 1400 yıldır böyle olmuştur bu, böyle olacak.
“apaçık, mücmel, dosdoğru, kolay, anlaşılır” bir kitabı, ki tırnak içindeki ifadeler bizim değil, kuran’ın kendisini tarifi, bir şifre kitabına, bir falnameye çevirmeye kalkarsan, sonuçlarına katlanacaksın arkadaşım…
ancak işin daha vahim kısımları da var. akıl çelen çelakıl, bir insanın soyadı ile hayat tarzı bu kadar mı örtüşür, çok basit açıklamaları olan ama hepsi birer “mucize” olan ayetleri öyle bir çarpıttı ki… kuran’ın bahsettiği perde işte bu… zaten basit, çok basit ama aynı zamanda mucizevi bir ayeti çekiştirip, uzatıp, sündürüp onun içinden mucize çıkarmaya çalışanlar… gözlerine perde inmiş… perde de değil, perdeler…
gerçek tüm açıklığıyla önünde, saygı duyman gerekirken o gerçeğin içinden kendince “hikmetler” çıkarmaya çalışıyorsun…
örneğin, 39:42. ayet çok açık… “ALLAH ölümü anında nefsi (bilinci) alır; ölmeyenleri de uyku anında… Hakkında ölüm kararı verdiklerini tutar ve diğerlerini de belli bir süreye kadar salıp gönderir. Düşünen bir topluluk için bunda dersler ve işaretler vardır.”
kuran’da nefs kelimesinin anlamı tektir. nefs, “bilinç” demektir. sen kalkıp “nefs” kelimesine, “ruh” anlamı yüklemeye kalkar, bundan da “uykudayken ruh bedenden çıkıyor” mealini uydurursan… astral seyahat de yaptırırsın o ruha, öbür tarafa gönderip getirirsin de…
uyku anında bilincin kaybolduğunu söyleyen, basit ancak bir o kadar da “mucizevi” bir ayetten, zorlamayla başka “mucizeler” çıkarmaya çalışmak, gözlerindeki perdenin delilidir.
ilginç bir şey oldu yayın esnasında. o sırada bilgisayar açıktı önümde, kısa bir mail yazdım… okunmadı. tam o esnada, sunucu bayan gelen bir başka maili okudu… “atakan altınörs diyor ki…” efendim, atakan altınörs, kuzenim. dayımın oğlu. galatasaray üniversitesi’nde öğretim üyesi.. felsefe dalında uzman bir akademisyen. ailemizin bir diğer yazar üyesi… aynı anda kuzen de izliyor programı, benim takıldığım yere o da takılıyor, ikimiz de kendi “uzmanlık” alanlarımızdan soruyoruz, çel-akıl’a…
“madem uyku anında ruh bedenden ayrılıyor…” ile başlayan mükemmel bir soru… izlemeliydiniz o anı, soru okunurken çel-akıl’ın yüzünü ve veremediği cevabı…
benim soru okunmadı, “bu kadar yeter, hem davet et, hem rezil et olmaz” dediler herhalde… ertesi gün atakan ağabey’le görüştük, “haketmediği ünün altında eziliyor, bilmediği için rezil oluyor.” dedi ki, zaten koca yazının özetidir bu cümle…
bir de dipnot düşeyim, klasik tabirle “70 milyona” böbürlene böbürlene ilan ettiğin, “dünyada bir ilk” dediğin o web sitesi var ya çel-akıl… birincisi, onu çok daha önce mynet yaptı, ikincisi, blogger’la yaptığınız sözde arama motoru zaten çalışmıyor.
sevgiynen efendim…
| — | kaangoktas.net’ teki eski bir yazıyı, temizlik esnasında buraya taşıdım. |