din kültürü | makaleler
Sormak için sormak…

“merhaba,şu soru kafama takılıyor, kuran bütün insanlığa inmiş evrensel bir hitap, madem öyle , oruç kısmında , kutuplara yakın bölgelerdeki inananlar ”vakit için” neden arabistan bölgesine bakıpta ibadet etmek durumunda kalıyorlar? kendilerine göre kılacaklar ise neden kuran güneşin hareketlerine göre vakit tayin ediyor? saygılarımla…”

Çağımızın en büyük İslam düşünür / bilginlerinden Edip Yüksel, İlginç Sorular isimli kitabının Ozan Yayıncılık tarafından basılan versiyonunda, bu gibi “sorulara” giriş kısmında değinir…

Evet insan dini konularda merak ettiklerini, kafasına takılanları, yanıt bulamadıklarını sormalı, araştırmalı, bulduğu tek cevapla tatmin olmayıp üstelemeli, cevaplardan yeni sorular aramalı… Kısacası Kuran’ın ikiyüzden fazla tekrar ettiği biçimde “aklını kullanmalı”…

Ancak bu konudaki sorularında, merakında, araştırmalarında “samimi” olmalı. Gerçekten merak eden, araştıran, akıl yürüten bir insanın samimi merak duygusuyla yönelttiği sorular ile sadece “soru” olsun diye sorulan art niyetli sorular farklıdır. Ve Kuran, bu ikinci tip soruları eleştirmiştir…

“Hani, Musa halkına: “ALLAH bir düve boğazlamanızı emrediyor,” demişti. Bizimle alay mı ediyorsun,” deyince de “Cahilce davranmaktan ALLAH’a sığınırım,” dedi. / “Bizim için Rabbini çağır da onun niteliğini bize açıklasın,” dediler. “O diyor ki, o ne yaşlı ne genç, ikisinin ortasında bir düvedir. Size emredileni yapın,” dedi. / “Bizim için Rabbini çağır da onun rengini de açıklasın,” dedi ki: “O diyor ki, o rengi parlak sarı bir düvedir, bakanların içini açar,” dediler. / “Bizim için Rabbini çağır da, onun niteliğini bize daha da açıklasın. Çünkü düveler bizce birbirine benziyor. ALLAH dilerse yolu buluruz,” dediler. / “O diyor ki, o düve yeri sürüp ekini sulayarak boyunduruk altında ezilmemiş, kusursuz, alacasız bir düvedir,” dedi. “İşte şimdi gerçeği getirdin!,” diyerek sonunda düveyi boğazladılar; az kalsın bunu yapmayacaklardı.” (2:67-71)

Tevrat’ın Sayılar kitabının 19’uncu Suresinde geçen bu olayın burada aktarılmasıyla, Yahudilerin düştükleri hataları tekrarlamamamız istenir. Ne var ki müslümanlar aynı hataları işlediler. Allah’ın açıklamasını yeterli bulmayıp gereksiz detaylarla ilgili binlerce soru sordular ve peygamberin ölümünden sonra o sorulara cevap olarak hadis, sünnet ve fıkıh kitapları oluşturdular. Bu kitaplar, tırnağın nasıl kesileceğinden, tuvalete hangi ayakla girileceğine kadar uygulanması olanaksız binlerce kural ve haram icat ederek, Allah’ın dinini falanın filanın mezhebi haline dönüştürdüler. İçinde birçok konunun açıklandığı Kuran’ın en uzun suresine “Düve” isminin verilmesiyle dinde yozlaşma ve dejenerasyonu başlatan eğilime dikkatimiz çekilmektedir. İneklik edip ineğin altında buzağı arayan Yahudi din adamlarını eleştiren bu ayetler Hadis, Sünnet yoluyla yahudileşen mezhepçi din adamlarını da eleştirir.

Allah’ın Kuran’da eleştirdiği sorular, sırf “soru” sormak için sorulan “maksatlı” sorulardır. Kuran’da ikiyüzden fazla yerde “aklınızı kullanın” diyen, “akıl edin”, “düşünün” , “ibret alın” diyen Allah, tabi ki samimi, öğrenme, akıl etme, aydınlanma maksatlı soruları ve çabaları bu eleştirinin dışında tutar hatta teşvik eder :

” … Bilmiyorsanız uzmanlara sorunuz.” (21:7)

Ben de her “fikir ve bilgi sahibi” gibi, fikrimin ve bilgimin olduğu konularda bir çok sorular almaktayım… Okuyucularımın büyük kısmından, gerek eleştirel bazda, gerekse sadece merak ettiklerini öğrenmek adına, gerekse “yanlış bildiklerini” düzeltmek amacıyla çok güzel, çok ilginç sorular almaktayım. Ancak bazen de, bazı kişilerden gülünç ve ilginç sorular gelebiliyor.

“Soru sorma” kavramının, tanımının köküne iner ve analiz edersek, aslında “soru” denilen gramatik ifade biçiminin “nötr” olduğunu, olması gerektiğini görürüz. Soru, “doğru” veya “yanlış” diye nitelendirilebilecek önermeler içermez, içermemelidir. Ancak kimi zaman öyle sorular gelir ki, sorunun kendisi bilgi edinme amaçlı değil, bizzat bir önerme taşımakta ve bunu doğrulatma amacı gütmektedir.

Yukarıdaki sorular gibi sorular sıkça tekrarlanır, dillere pelesenk olur. Soru sahibi, bu sorunun bir tuzak olduğunu, karşısındakini ters köşeye yatıracağını, şaşırtacağını, afallatacağını düşünür ve bundan üzeri kapalı bir zevk alır. Amacı bir şey öğrenmek değildir, zira sorduğu soruya “mantıklı” bir yanıt verdiğinizde tatmin olmaz, kaçış yolları arar. Onun bu soruyu sormakla istediği sizden sorunun soruluş mantığına uygun bir yanıt vermeniz daha doğrusu içindeki gizli önermeyi desteklemenizdir.

Bu gibi soruları bir kaç başlıkta ayırabiliriz :

1- Tutarsız sorular : “Allah’ı kim yarattı?” , “Allah kendisinin yıkamayacağı bir duvar / kaldıramayacağı bir taş yaratabilir mi?” gibi sorular kendi içlerinde çelişkili olmasına rağmen, düz mantıkla bakıldığında bir paradoks, bir fasid daire gibi gözükür ve soran kişiye zevk verir.
2- Komik sorular : Bu soruların bir çoğu aslında iyi niyetli olsa da, bilgi eksikliğinden daha doğrusu temel kavram eksikliğinden kaynaklandığı için komiktir. “Banyoda abdest bozmak doğacak çocuğun geri zekalı olmasına yer açar mı?” gibisinden bir soru karşıdakini güldürür. Ancak soranın espri yapmadığını, cidden bu konuyu merak ettiğini fark ettiğinizde gülümsemeniz ağzınızda donakalır.
3- Artniyetli sorular : “Kutuplarda nasıl namaz kılınır? Nasıl oruç tutulur?” gibi sorular İslam’ı sözde küçük düşürmek, “eksikliğini” ortaya koymak amacıyla üretilmiş maksatlı sorulardır. Tropikal iklimde yaşadığı halde hayatında bir kere bile namaz kılmamış bir insanın kutuplarda nasıl namaz kılınacağını merak etmesi başka neyle açıklanabilir? Müslümanların cevap veremeyeceklerini umdukları bu sorularla çevresine hava atmaya çalışan bu kişilerin bu sorularına ne kadar cevap verirseniz verin tatmin olmazlar. Zira bu soruların altında, sormaya cesaret edemedikleri asıl soruları yatmaktadır.

“Sana o saatin (dünyanın sonunun) ne zaman geleceğini soruyorlar. “O’nun bilgisi Rabbimin yanındadır,” de. Onu vakti gelince O’ndan başkası ortaya çıkarmaz. Göklere ve yere ağır gelen o saat size ansızın gelecektir. Sanki ondan haberdar imişsin gibi sana soruyorlar. “Onun bilgisi ALLAH’ın yanındadır,” de. Fakat insanların çoğu bilmez.” (7:187)

“Sana ruhtan (vahiyden) sorarlar. De ki: “Vahiy Rabbimden gelir. Size verilen bilgi ise pek azdır.” / Biz bu Kuran’da her türlü örneği verdik, ne var ki halkın çoğunluğu inkarda direniyor. / Dediler ki: “Yerden bize bir kaynak fışkırtmadıkça sana inanmayız.” / “Veya hurma ve üzüm bahçelerin olup aralarında ırmaklar fışkırtmalısın.” / “Veya ileri sürdüğün gibi gökten üzerimize parçalar düşürmeli, yahut ALLAH’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin.” / “Ya da altın bir evin olmalı, veya göğe yükselmelisin. Yükselsen bile okuyacağımız bir kitabı üzerimize indirmedikçe ona inanmayız.” … ” ( 17:85-97 arası kimi ayetler)

Bu soru çeşitlerinin yanında, “Namazda ayakta dururken ayaklarımızın arası kaç cm olmalı?” gibi hizipçi sorular ya da “Ashab-ı Kehf’in köpeklerinin rengi neydi?” gibi gereksiz detaylar içeren sorular da vardır. Ne yazık ki bu tip sorular cahil halkın en çok rağbet ettiği sorulardır ve her soruya bir çok değişik cevap uydurulmuştur. Fıkıh, tefsir ve kısas-ı enbiya kitaplarında bu tip gereksiz ve hizipçi sorulardan yüzlercesi, sözde cevaplarıyla birlikte yer alır.

Kuran, Allah’ın bildirmediği bu gereksiz detayları araştırma hastalığını örneğiyle eleştirmektedir.

Yukarıda çeşitlendirilen sorulara, aynı üslup üzerine cevap vermek gerekir. Zira Allah da Kuran’da benzer bir üslup kullanmaktadır.

Ancak ben, bu kadar anlattıktan sonra, tüm bu satırların bu gibi soruları yöneltenlerin bir kulağından girip ötekinden çıkacağını ve hatta “Laf kalabalığına getirdi, soruya cevap veremeyince demagoji yaptı.” diyeceklerinden eminim. Bu yüzden sorularına Kuran ışığında cevap vermeye çalışacağım.

Kutuplarda namaz kılınabilir. Zira Kuran, namazı detaylandıran ve vakitleri, rekatları hakkında bilgiler verdiği ayetlerinde bu konuda bir sınırlandırma yapmamıştır. Namaz vakitleri hakkında Kuran’ın verdiği emirler ve bilgiler için arşivden aratıp “Kuran’a Göre Gerçek Namaz” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

Kuran, namaz için “gün” şartı getirmez. Yani “her gün kılacaksınız” demez. Kuran’ın namaz vakti için verdiği şart, güneşin hareketlerine göre ayarlanmıştır. Kuran, güneşin doğuşunda, güneşin tepe noktaya geldiği anda ve batışında namaz kılmamızı emreder. Bizler Türkiye’de ya da İslam’ın ilk doğuş yerinde Arap yarımadasında, bu döngüyü her 24 saatte bir yaşadığımız için, namazı her gün kılarız. Ancak kutup bölgesinde ikamet eden bir Müslüman, bizim “bir gün” olarak yaşadığımız güneş döngüsünü “6 ay” olarak yaşayabilir. Bu durumda, kutuplarda yaşayan bir Müslüman, “6 ay gündüz” olarak tabir edilen durumda, güneşin ilk doğuşunda bir vakit, tepeye çıkmasında bir vakit ve batışında bir vakit kılarak, Kuran’a uygun biçimde 3 kez namaz kılar. Bizimle aynı ibadeti yapmış olur. Yani 6 ayda 3 vakit namaz kılar.

Oruç konusuna gelince… Kutuplarda “6 ay” süren gündüzde yaşayan bir Müslüman eğer var ise ve bu kişi oruç tutmak isterse, orucunu saat ile tutar. Yani gündüz ve gecenin 24 saatlik döngüde yaşandığı bir yerin saatine uyarak onlarla birlikte iftar eder, onlarla birlikte oruca niyetlenir. İslam’ın ilk doğduğu yıllarda kutuplardaki bu kişiler vahye ve tebliğe muhattap olmadıklarından bu yüzden de bu ibadetten sorumlu tutulamayacaklarından ortada herhangi bir çelişki ya da eksiklik de yoktur.